Formistan Forumları  
Geri Git   Formistan Forumları > Hayat ve Eğlence > İslam ve Din Bölümü > Dualar ve Sureler

Bakara Suresi Arapça ve Türkçe Meali

Dualar ve Sureler forumunda yer alan Bakara Suresi Arapça ve Türkçe Meali konusu , Bakara Suresi Arapça ve Türkçe Meali Bakara Suresi Arapça Ve Türkçe Anlamı Bakara Suresi Arapça Ve Türkçe Açıklaması...

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03-08-2012, 09:54   #1 (permalink)
 
RAPAEL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Standart Bakara Suresi Arapça ve Türkçe Meali



Bakara Suresi Arapça ve Türkçe Meali

Bakara Suresi Arapça Ve Türkçe Anlamı


Bakara Suresi Arapça Ve Türkçe Açıklaması














RAPAEL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-08-2012, 09:56   #2 (permalink)
 
RAPAEL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Standart Cevap: Bakara Suresi Arapça ve Türkçe Meali















RAPAEL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-08-2012, 09:56   #3 (permalink)
 
RAPAEL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Standart Cevap: Bakara Suresi Arapça ve Türkçe Meali





RAPAEL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-08-2012, 09:56   #4 (permalink)
 
RAPAEL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Standart Cevap: Bakara Suresi Arapça ve Türkçe Meali

Bakara Suresi Türkçe Anlamı


Bakara Suresi Meali


286 ayet olan Bakara suresinin anlamı:

1- Elif, Lâm, Mîm.

2- İşte bu, kendisinde şüphe olmayan, müttakiler için de hidâyet olan bir Kitaptır.

3- Onlar ki, gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler.

4- Ve onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de iman ederler ve âhirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.

5- İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidâyet üzeredirler; kurtuluşa erenler de ancak onlardır.

6- Şüphesiz, o inkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, iman etmezler.

7- Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde de perdeler vardır. Ve büyük azap onlarındır.

8- İnsanlardan öyleleri vardır ki: ‘Biz Allah’a ve âhiret gününe iman ettik’ derler. Oysa onlar inanmış değillerdir.

9- Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışıyorlar. Oysa onlar ancak kendilerini aldatmaktadırlar da, farkında değillerdir.

10- Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acıklı bir azap vardır.

11- Onlara: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiği zaman: ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler.

12- Dikkat edin, şüphesiz ki onlar fesat çıkaranların tâ kendileridir. Fakat farkına varamazlar.


13- Ve onlara: ‘İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin’ denildiği zaman: ‘Akılsızların iman ettiği gibi mi iman edelim?’derler. Dikkat edin, asıl akılsızlar kendileridir. Fakat bilmezler.

14- Onlar iman edenlerle karşılaştıkları zaman: ‘İman ettik’ derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise: ‘Şüphesiz biz sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay edicileriz’ derler.

15- Asıl, Allah onlarla alay eder ve azgınlıkları içerisinde şaşkınca dolaşmalarına zaman tanır.

16- İşte onlar hidâyet karşılığında sapıklığı satın alan kimselerdir. Fakat ticaretleri kazanç sağlamadı ve hidâyet yolunu da bulamadılar.

17- Onların durumu, ateş yakan kimsenin durumu gibidir. Ateş, çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır, artık görmezler.

18- Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık onlar (Hakk’a) dönmezler.

19- Ya da (onlar) gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler) bulunan şiddetli yağmura (tutulmuş kimseye) benzerler. Yıldırımlardan ölmek korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah kâfirleri çepeçevre kuşatandır.

20- Şimşek nerdeyse gözlerini kapıp alıverecek. Onları aydınlattığında ışığında yürürler, üzerlerine karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi onların işitmelerini ve görmelerini giderirdi. Şüphesiz ki, Allah her şeye kâdirdir.


21- Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, takvâ sahibi olasınız.

22- O (Rabb) ki, yeryüzünü sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirip onunla size rızık olarak meyveler çıkardı. O halde, bile bile Allah’a eşler koşmayın.

23- Eğer kulumuz (Muhammed)’e indirdiğimiz (Kur’an)’dan şüphe içinde iseniz, siz de onun benzerinden bir sûre getirin. Allah’tan başka şahidlerinizi de (yardımınıza) çağırın; eğer doğru söyleyen kimseler iseniz (bunu yapın).

24- Eğer bunu yapamazsanız –ki asla yapamayacaksınız- o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış o ateşten sakının.

25- İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için altlarından ırmaklar akan cennetlerin olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızık olarak yedirildikçe: ‘İşte bu, daha önce de rızıklandırıldığımız şeydi’ derler. Bu, birbirine benzer şekilde kendilerine getirilir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır ve onlar orada ebedi kalacaklardır.

26- ŞüphesizAllah, bir sivrisineği ya da onun üstünde bir şeyi örnek olarak vermekten hayâ etmez (çekinmez). İman edenler, bunun Rabblerinden gelen bir hak olduğunu bilirler. İnkâr edenlerse: ‘Allah, bu örnek ile ne kastetti?’ derler. Allah, bu örnekle bir çoğunu saptırır ve bir çoğunu da hidâyete ulaştırır. O, bununla fâsık olanlardan başkasını saptırmaz.

27- Onlar ki, verdikleri kesin sözün ardından Allah’ın ahdini bozarlar. Ve Allah’ın, birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler; yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar, zarara uğrayanların tâ kendileridir.

28- Nasıl olur da Allah’ı inkâr edersiniz? Halbuki sizler ölüler idiniz, O sizi diriltti. Sonra sizi yine O öldürecek, sonra tekrar sizi diriltecek, sonra ancak O’na döndürüleceksiniz.

29- Yeryüzünde bulunan şeylerin hepsini, sizin için yaratan O’dur. Sonra göğe yönelip onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilendir.

30- Bir zamanlar Rabbin, meleklere: ‘Muhakkak Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti. Melekler: ‘Biz Seni hamdinle tesbih ve takdis ederken orada bozgunculuk yapacak ve kanlar akıtacak birini mi yaratacaksın?’ dediler. (Allah): ‘Şüphesiz Ben, sizin bilmediklerinizi bilirim’ dedi.

31- Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek: ‘Eğer doğru sözlüler iseniz bunların isimlerini Bana haber verin’ dedi.

32- (Melekler): ‘Seni tenzih ederiz. Senin bize öğretmiş olduğun şeyden başka bizim hiçbir ilmimiz yoktur. Şüphesiz Sen her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibisin.’

33- (Allah): ‘Ey Âdem, onlara eşyanın isimlerini haber ver’ dedi. O da onlara isimlerini haber verince (Allah): ‘Ben size şüphesiz ki, göklerin ve yerin gaybını Ben bilirim, sizin açığa vurduğunuz ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim dememiş miydim?’ dedi.

34- Hani Biz meleklere: ‘Âdem’e secde edin’ demiştik de, İblis dışında onlar hemen secde ettiler. O, (secdeden) geri durdu, kibirlendi ve kâfirlerden oldu.

35- Ve dedik ki: ‘Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, dilediğiniz yerde, bol bol yeyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.’

36- Bunun üzerine şeytan o ikisinin ayağını oradan kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları halden çıkardı. Ve Biz de: ’Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde bir zamana kadar yerleşmek ve geçimlik vardır’ dedik.

37- Âdem, Rabbinden bir takım kelimeler aldı (ve tevbe etti). O da tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri çokça kabul eden, merhameti geniş olandır.

38- ‘Hepiniz oradan inin. Eğer Benden size bir hidâyet gelir de, kim hidâyetime uyarsa, onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır’ dedik.

39- İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

40- Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimetimi hatırlayın ve Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, Ben de sözümü yerine getireyim. Ve yalnızca Benden korkun.

41- Yanınızda bulunan (Tevrat)’ı tasdik edici olarak indirdiğim (Kur’an)’a iman edin, onu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Âyetlerimi de az bir değere satmayın ve yalnız Benden korkun.

42- Hakkı bâtıla karıştırmayın ve sizler bildiğiniz halde Hakkı gizlemeyin.

43- Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû’ edenlerle birlikte siz de rükû’ edin.

44- Siz, insanlara iyiliği emredip te kendi nefislerinizi unutuyor musunuz? Oysa siz Kitabı da okuyorsunuz. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?

45- Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah’tan) korkanlardan başkasına zor gelir.

46- Onlar ki, Rablerine kavuşacaklarını ve yalnızca O’na döneceklerini kesinlikle bilirler.

47- Ey İsrailoğulları, size vermiş olduğum nimetimi ve (bir dönem) sizi âlemlere üstün kılmış olduğumu hatırlayın.

48- Ve öyle bir günden sakının ki, (o gün) hiç kimse, kimse adına bir şey ödeyemez. Kimseden şefâat kabul edilmez, fidye alınmaz ve onlara yardım da edilmez.

49- (Ey İsrailoğulları!) Oğullarınızı boğazlayıp, kadınlarınızı sağ bırakmakla size azabın en kötüsünü reva gören Firavun ailesinden sizi kurtardığımız zamanı hatırlayın. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardır.

50- Ve sizin için denizi yarıp, sizi kurtardığımızı ve siz bakıp dururken Firavun ailesini boğduğumuzu da hatırlayın.

51- Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik, sonra onun arkasından nefsinize zulmederek, buzağıyı (ilah) edinmiştiniz.

52- Sonra, bunun ardından belki şükredersiniz diye sizi affettik.

53- Doğru yolu bulasınız diye Musa’ya Kitabı ve Furkan’ı verdiğimizi de hatırlayın.

54- Hani Musa kavmine şöyle demişti: ‘Ey kavmim, şüphesiz siz buzağıyı (ilah) edinmekle, kendinize zulmettiniz. Hemen Yaratanınıza tevbe edin, nefislerinizi öldürün. Bu, Yaratanınız katında sizin için daha hayırlıdır.’ Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz ki O, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olandır.

55- Ve şunu da hatırlayın ki siz: ‘Ey Musa, biz Allah’ı açıkça görmedikçe sana asla iman etmeyeceğiz’ demiştiniz. Bunun üzerine, siz bakıp dururken, sizi bir yıldırım çarpmıştı.

56- Sonra, şükredesiniz diye, ölümünüzden sonra sizi tekrar dirilttik.

57- Ve bulutları üzerinize gölge yaptık, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizlerinden yeyiniz (dedik). Onlar, bize zulmetmediler fakat, kendi nefislerine zulmediyorlardı.

58- Ve hani biz: ‘Şu şehre girin, oradan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, kapısından secde ederek girin ve ‘Hıtta (Yâ Rabbi günahlarımızı affet!)’ deyiniz ki, günahlarınızı bağışlayalım ve Biz iyilik yapanların mükâfâtını daha da artıracağız’ demiştik.

59- Derken zulmedenler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine Biz de, doğru yoldan sapmış olmaları sebebiyle, o zulmedenlerin üzerine gökten bir azap indirdik.

60- Hani Musa kavmi için su istemişti de: ‘Asânla taşa vur!’ demiştik. Hemen ondan on iki pınar fışkırmıştı. Her grup su içeceği yeri bilmişti. (Onlara): ‘Allah’ın rızkından yeyiniz, içiniz ve yeryüzünde fesat çıkararak haddi aşmayın’ (demiştik).

61- Hani siz: ‘Ey Musa, biz bir yemeğe asla sabredemeyeceğiz. Rabbine bizim için dua et de, yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, salatalığından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın’ demiştiniz. (Musa da): ‘Siz daha hayırlı olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir şehre inin, çünkü sizin için istedikleriniz (orada) var’ demişti. Onların üzerine alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu; Allah’tan bir gazâba uğradılar. Bu (musibetler), onların Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmeleri sebebiyle idi. (Yine) bu, onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyledir.

62- Şüphesiz ki İman edenler, Yahûdiler, Hıristiyanlar ve Sabiîler’den her kim Allah’a ve âhiret gününe inanır ve salih amel işlerse; onlar için Rablerinin katında mükâfatlar vardır. Onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

63- Hani sizden kesin söz almıştık. Tûr dağını da üstünüze kaldırmıştık: ‘Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içindekileri hatırlayın ki, sakınasınız’ (demiştik).

64- Sonrabununardından yüz çevirdiniz. Eğer üzerinizde Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı elbette zarar edenlerden olurdunuz.

65- Andolsun ki, sizler içinizden Cumartesi gününde haddi aşanları elbette bilmektesiniz, Biz de onlara: ‘Aşağılık maymunlar olun!’ dedik.

66- Biz bu (cezayı), o zaman hazır olanlara da, sonradan gelenlere de bir ibret ve takva sahipleri için de bir öğüt kıldık.

67- Hatırlayınız ki; Musa, kavmine; ‘Şüphesiz, Allah size bir inek boğazlamanızı emrediyor’ demişti. Onlar: ‘Bizimle alay mı ediyorsun’ dediler. O da: ‘Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım’ dedi.

68- ‘Rabbine bizim için dua et de, onun mahiyetini (niteliğini) bize açıklasın’ dediler. Dedi ki: ‘Şüphesiz O (Allah) diyor ki: O ne çok yaşlı, ne de çok genç, ikisinin ortası bir inektir. Artık emrolunduğunuz şeyi yapın.’


69- ‘Rabbine bizim için dua et de, renginin ne olduğunu bize açıklasın’ dediler. Dedi ki: ‘Şüphesiz O diyor ki: O bakanlara sevinç veren, parlak sarı renkli bir inektir.’

70- Onlar (yine): ‘Rabbine bizim için dua et de, onun nasıl olduğunu bize açıklasın. Şüphesiz bize göre inekler birbirine benzemektedir. Ve şüphesiz ki Allah dilerse elbette biz hidâyete ereriz’ dediler.


71- Dedi ki: ‘O şöyle buyuruyor: O, yer sürerek ve ekin sulayarak boyunduruğa alınmamış, kusursuz ve kendisinde hiçbir alaca bulunmayan bir inektir.’ ‘Şimdi hakkı getirdin’ dediler. Böylece ineği boğazladılar ama neredeyse yapmayacaklardı.

72- Hani siz bir kişiyi öldürmüştünüz de onun (kâtili) hakkında suçu birbirinizin üzerine atmıştınız. Hâlbuki Allah, gizlemekte olduğunuz şeyi açığa çıkarıcıdır.

73- Bu sebeple: ‘Onun (ineğin) bir parçasıyla o (öldürülen adam)’a vurun’ dedik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir. Ve aklınızı kullanasınız diye size âyetlerini (kudretinin delillerini) gösterir.

74- Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı. Artık onlar taş gibidir veya daha da katıdır. Çünkü öyle taşlar vardır ki, ondan nehirler fışkırır. Yine öyleleri vardır ki, yarılır da ondan su çıkar. Öyleleri de vardır ki, Allah korkusundan aşağı yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan asla gâfil değildir.


75- (Ey Mü’minler!) artık bunların (Yahûdilerin) size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onlardan bir grup vardır ki, Allah’ın Kelâmını işitirler de onu anladıktan sonra bile bile onu tahrif ederlerdi.
RAPAEL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-08-2012, 09:57   #5 (permalink)
 
RAPAEL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Standart Cevap: Bakara Suresi Arapça ve Türkçe Meali

76- (Yahûdilerin münafıkları) iman edenlerle karşılaştıkları zaman: ‘İman ettik’ derler. Birbirleriyle başbaşa kaldıkları zaman ise: ‘Allah’ın size açtığını Rabbiniz katında sizin aleyhinize delil getirsinler diye mi, onlara haber veriyorsunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?’ derler.

77- Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir.

78- Onlardan bazıları, bir takım kuruntular dışında, Kitabı bilmeyen ümmîlerdir. Ve onlar ancak zanda bulunurlar.

79- Yazıklar olsun onlara ki, Kitabı kendi elleriyle yazıp sonra az bir bedele onu satmak için ’Bu, Allah katındandır’ derler. Elleriyle yazdıklarından dolayı vay onların haline! Ve kazandıklarından dolayı vay onların haline!

80- Bir de onlar: ‘Bize sayılı günler dışında asla ateş dokunmayacaktır’ dediler. De ki: ‘Allah katından bir söz mü aldınız? -ki Allah, asla sözünden dönmez- yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?’

81- Hayır, kim bir kötülük işler de günahı kendisini çepeçevre kuşatırsa, işte onlar cehennemliktirler. Onlar orada sürekli kalacaklardır.

82- İman edip salih ameller işleyenlere gelince, işte onlar cennetliktirler. Onlar da orada sürekli kalacaklardır.

83- Hani İsrailoğullarından: ‘Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anneye-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz ve insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin’ diye kesin söz almıştık. Sonra içinizden pek azı hariç, yüz çevirdiniz. Ve hâlâ da yüz çeviriyorsunuz.

84- Vaktiyle sizden: ‘Birbirinizin kanlarını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız’ diye kesin söz almıştık. Sonra sizler bunu kabul etmiştiniz. Hâlâ da şahidlik ediyorsunuz.

85- Sonra da sizler yine birbirinizi öldürüyor, içinizden bir grubu yurtlarından çıkarıyor, onlara karşı günah ve düşmanlıkla yardımlaşıyorsunuz. Ve size esir olarak gelirlerse fidye verip onları kurtarırsınız. Oysa onları yurtlarından çıkarmak size haram kılınmıştı. Yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde de azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan asla gâfil değildir.

86- İşte onlar, âhiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bundan dolayı onlardan azap hafifletilmeyecek ve kendilerine yardım da edilmeyecektir.

87- Andolsun ki Biz, Musa’ya Kitabı verdik ve ondan sonra ardı ardına peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da apaçık deliller verdik ve onu, Rûh’ül- Kudüs (Cebrâil) ile destekledik. Demek size ne zaman bir peygamber, nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirse; büyüklük taslayarak, bir kısmını yalanlayacak bir kısmını da öldüreceksiniz, öyle mi?

88- ‘Kalplerimiz örtülüdür’ dediler. Hayır, küfürleri yüzünden Allah onlara lanet etmiştir. Onun için pek az iman ederler.

89- Onlara, Allah katından yanlarında bulunanı (Tevrat’ı) doğrulayan bir Kitap gelince; daha önce kâfirlere karşı fetih isteyip dururlarken, o bildikleri şey kendilerine gelince onu inkâr ettiler.

90- Allah’ın, kullarından dilediğine fazlından (vahiy) indirmesini kıskanarak, Allah’ın indirdiklerini inkâr etmek sûretiyle nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.

91- Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine iman edin’ denildiği zaman: ‘Biz, bize indirilene iman ederiz’ derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Oysa o (Kur’an), yanlarında bulunanı doğrulayan bir gerçektir. De ki: ‘Eğer (Tevrat’a) inanıyor idiyseniz, niçin daha önce Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?’

92- Andolsun ki Musa, size apaçık deliller getirmişti. Sonra siz onun ardından kendinize zulmederek, buzağıyı (ilâh) edindiniz.

93- Hani bir vakit, Tûr’u üstünüze yükselterek: ‘Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin’ diye sizden kesin söz almıştık. Onlar: ‘İşittik ve isyan ettik’ demişlerdi. Küfürleri sebebiyle buzağı (sevgisi) kalplerine içirilmişti. De ki: ‘Eğer mü’minler iseniz, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!’

94- De ki: ‘Eğer Allah katında âhiret yurdu diğer insanlara değil de sadece size aitse; doğru söyleyen kimseler iseniz, haydi ölümü temenni edin’

95- Oysa onlar, daha önce ellerinin yapıp öne sürdükleri şeyler yüzünden onu hiçbir zaman temenni etmezler. Allah, zâlimleri çok iyi bilendir.

96- Andolsun ki sen onları (Yahûdileri), hayata karşı insanların en hırslısı ve hatta müşriklerden bile daha hırslı bulursun. Onlardan her biri bin yıl yaşatılmayı ister. Oysa yaşatılması, kendisini azaptan uzaklaştırıcı değildir. Allah, onların yapmakta olduklarını çok iyi bilendir.


97- De ki: ‘Kim Cebrâil’e düşman olursa şüphesiz ki o, onu (Kur’an’ı) kendisinden öncekileri doğrulayıcı, mü’minlere hidâyet ve müjde olarak Allah’ın izniyle senin kalbine indirmiştir.’

98- Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrâil’e ve Mîkâil’e düşman olursa, şüphesiz Allah da kâfirlerin düşmanıdır.

99- Andolsun ki Biz sana apaçık âyetler indirdik. Onları fâsıklardan başkası inkâr etmez.

100- Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa içlerinden bir grup onu bozup atmadı mı? Hayır, onların çoğu iman etmezler.

101- Onlara Allah katından yanlarındaki (Kitabı) doğrulayan bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir grup sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitabını sırtlarının arkasına attılar.

102- Ve onlar, Süleyman’ın mülkü (nübüvvet ve saltanatı) aleyhine Şeytanların uydurduklarına tâbi oldular. Süleyman (sihir yaparak) kâfir olmadı. Fakat o şeytanlar kâfir oldular. Onlar, insanlara sihri ve Bâbil’deki iki meleğe, Hârût ve Mârût’a indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi: ‘Biz ancak bir fitneyiz (imtihan için gönderildik). Sakın (sihir yaparak) kâfir olma!’ demedikçe hiç kimseye (birşey) öğretmezlerdi. İşte onlar o ikisinden, kendisiyle, koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa onunla, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar verecek değillerdi. Onlar kendilerine zarar verecek, fayda sağlamayacak şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki onlar onu (sihri) satın alan kimselerin âhirette hiçbir nasibi olmadığını şüphesiz biliyorlardı. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür, keşke bilmiş olsalardı!

103- Onlar, iman edip sakınmış olsalardı, elbette Allah katındaki sevap daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

104- Ey iman edenler! ‘Râin⒠demeyin, ‘Unzurn⒠deyin ve dinleyin. Kâfirler için elem verici bir azap vardır.

105- Kitap Ehli olan kâfirler de müşrikler de, size Rabbinizden bir hayır indirilmesini istemezler. Allah ise rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük ihsan sahibidir.

106- Biz bir âyeti nesheder veya onu unutturursak, ondan daha hayırlısını ya da onun benzerini getiririz. Allah’ın her şeye kâdir olduğunu bilmez misin?

107- Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkü yalnızca Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka hiçbir dost ve yardımcı yoktur.

108- Yoksa siz daha önce Musa’ya sorulduğu gibi, peygamberinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Kim imanı küfürle değiştirirse, şüphesiz o doğru yoldan sapmıştır.

109- Kitap Ehlinden birçoğu hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf nefislerindeki kıskançlık yüzünden, sizi imanınızdan sonra kâfirliğe döndürmek isterler. Allah emrini getirinceye kadar affedin, bağışlayın. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

110- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Kendiniz için önceden ne hayır gönderirseniz Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı çok iyi görendir.

111- ‘Yahûdi ve Hıristiyan olanlardan başkası asla cennete giremeyecek’ dediler. Bu, onların kuruntularıdır. De ki: ‘Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz, delilinizi getirin!’

112- Hayır, kim muhsin olarak yüzünü (kendini) Allah’a teslim ederse, işte ona Rabbi katında mükâfâtı vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

113- Yahûdiler: ‘Hıristiyanlar (güvenilecek) hiçbir şey üzerinde değildir’ dediler. Hıristiyanlar da: ‘Yahûdiler hiçbir şey üzerinde değildir’ dediler. Halbuki hepsi de Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de aynen onların dedikleri gibi dediler. Artık Allah, ihtilaf ettikleri şeyler hakkında Kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

114- Allah’ın mescidlerinde, O’nun isminin anılmasını yasaklayanlardan ve onların viran olmasına çalışanlardan daha zalim kim vardır? Bunların, oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Bunlar için dünyada bir alçaklık ve âhirette de büyük bir azap vardır.


115- Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye yönelirseniz Allah’ın yüzü (kıblesi) oradadır. Şüphesiz Allah(ın rahmeti) geniştir, O her şeyi bilendir.

116- Onlar: ‘Allah çocuk edindi’ dediler. (Hâşâ) O, bundan münezzehtir. Doğrusu göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun eğmiştir.


117- Göklerin ve yerin yaratıcısı O’dur. O bir şeyin olmasına hükmettiği zaman ona sadece ‘ol!’ der, o da hemen oluverir.

118- Bilmeyenler: ‘Allah bizimle konuşsa ya da bize bir âyet (mûcize) gelse ya!’ dediler. Onlardan öncekiler de aynen onların dedikleri gibi demişlerdi. Kalpleri birbirine benzedi. Gerçekleri iyice bilmek isteyen bir toplum için, âyetleri apaçık bildirdik.

119- Şüphesiz Biz seni, müjdeleyici ve korkutucu olarak o hak (Kur’an) ile gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.

120- Ne Yahûdiler ne de Hıristiyanlar, sen onların dinine tâbi olmadıkça senden asla râzı olmazlar. De ki: ‘Şüphesiz Allah’ın hidâyeti (İslâm dini), doğru yolun tâ kendisidir.’ Andolsun ki sana gelen ilimden sonra sen onların arzularına uyarsan, Allah’tan sana hiçbir dost ve hiçbir yardımcı bulunmaz.


121- Kendilerine Kitap verdiğimiz (bazı) kimseler, onu hakkıyla okurlar. İşte bunlar ona iman ederler. Her kim onu inkâr ederse, işte zarar edenler onlardır.

122- Ey İsrâiloğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir dönem) âlemlere üstün kılmış olduğumu hatırlayın.

123- Öyle bir günden sakının ki; hiç kimse, kimse adına bir şey ödeyemez. Ondan hiçbir fidye kabul edilmez, kendisine hiçbir şefâat fayda vermez ve onlara yardım da edilmez.

124- Hani bir vakit Rabbi İbrahim’i bir takım kelimelerle imtihan etmişti o da onları eksiksiz yerine getirince: ‘Şüphesiz Ben seni insanlara imam yapacağım’ demişti. (İbrahim): ‘(Yâ Rabbi!) zürriyetimden de’ demiş, (Allah): ‘Zâlimlere ahdim ulaşamaz’ demişti.


125- Hani Biz, Beyt’i (Kâbe’yi) insanlar için bir toplanma ve güven yeri kılmıştık. Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e: ‘Tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû’ ve secde edenler için Evimi temizleyin!’ diye emretmiştik.

126- Hani İbrahim de: ‘Ey Rabbim! Burayı güvenli bir şehir kıl, halkından Allah’a ve âhiret gününe iman edenleri ürünlerle rızıklandır!’ demişti. (Allah): ‘Kâfir olanı dahi az bir zaman faydalandırır, sonra onu cehennem azabına zorlarım. O ne kötü bir dönüş yeridir!’ buyurmuştu.


127- Hani İbrahim, İsmail ile birlikte Evin temellerini yükseltiyor (ve şöyle diyorlardı: ) ‘Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur. Şüphesiz daima işiten ve hakkıyla bilen ancak Sensin.

128- Ey Rabbimiz! İkimizi yalnız Sana teslim olan kimseler kıl! Neslimizden de yalnız Sana teslim olacak bir ümmet (çıkar). Bize ibadet yerlerimizi göster ve tevbemizi kabul buyur. Şüphesiz Sen tevbeleri çokça kabul edensin, çok merhametli olansın.

129- Ey Rabbimiz! Onlara kendi aralarından, kendilerine âyetlerini okuyan, onlara Kitap ve Hikmeti öğreten ve onları tertemiz yapan bir peygamber gönder. Şüphesiz yalnız Sen mutlak gâlipsin, hüküm ve hikmet sahibisin’

130- Kendini bilmeyenlerden başka kim İbrahim’in dininden yüz çevirir? Andolsun ki, Biz onu dünyada seçtik, gerçekten o âhirette de sâlihlerdendir.

131- Rabbi ona: ‘Teslim ol!’ dediği zaman, o: ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum’ demişti.

132- İbrahim bunu oğullarına da vasiyet etti, Yakup da: ‘Ey oğullarım! Şüphesiz ki Allah, sizin için bu dini seçti. Artık sizler ancak müslümanlar olarak can verin’ dedi.


133- (Ey Yahûdiler!) Yoksa Yakub’a ölüm geldiği vakit siz orada hazır mı idiniz? O, oğullarına: ‘Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?’ dediği vakit, onlar: ‘Senin ilâhına; ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek ilaha ibadet edeceğiz. Biz, ancak O’na teslim olanlarız’ demişlerdi.

134- Onlar, gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmeyeceksiniz.

135- ‘Yahûdi ya da Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız’ dediler. De ki: ‘Hayır, (biz) Hanif olarak İbrahim’in dinine (uyarız). O, müşriklerden değildi’

136- Deyin ki: ‘Biz Allah’a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilenlere; Musa ve İsa’ya verilenlere ve bütün peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz. Biz ancak O’na teslim olanlarız.’

137- Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse şüphesiz doğru yolu bulmuş olurlar; şayet yüz çevirirlerse onlar mutlaka ayrılığa düşerler. Onlara karşı Allah sana yeter. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

138- ‘Allah’ın boyası (ile boyanın). Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz yalnız O’na ibadet edenleriz’ (deyin).

139- De ki: ‘Bizimle Allah hakkında mı mücadele ediyorsunuz? Oysa O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size aittir. Biz ancak O’na gönülden bağlananlarız.’

140- Yoksa siz: ‘Gerçekten İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve oğulları Yahûdi yahut Hıristiyan idiler’ mi diyorsunuz. De ki: ‘Siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı?’ Yanında Allah’tan gelen bir şahidliği gizleyenden daha zâlim kim vardır? Allah yaptıklarınızdan asla gâfil değildir.

141- Onlar, gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmeyeceksiniz.

142- İnsanlardan bir kısım beyinsizler: ‘Üzerinde bulundukları kıblelerinden onları çeviren nedir?’ diyecekler. De ki: ‘Doğu da batı da Allah’ındır. O, dilediğini dosdoğru yola iletir.’

143- İşte böylece bütün insanlara karşı şâhidler olmanız ve bu peygamberin de size karşı şâhid olması için, Biz sizi vasat bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun kıbleyi, ancak peygambere uyanları topukları üzerinde geri döneceklerden ayıralım diye kıble yaptık. Bu, Allah’ın doğru yola ilettiklerinden başkasına elbette zor gelir. Allah, sizin imanınızı zâyi edecek değildir. Gerçekten Allah, insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

144- Biz, senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu muhakkak görüyoruz. Şimdi seni, elbette hoşnut olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram (Kâbe) tarafına çevir. Nerede bulunursanız, siz de yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, kendilerine kitap verilenler, bunun Rabbleri katından bir hak olduğunu çok iyi bilirler. Allah, onların yaptıklarından asla habersiz değildir.

145- Andolsun ki sen, kendilerine kitap verilenlere her türlü âyeti (mûcize ve delili) getirsen yine onlar senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar, birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun sana gelen bunca ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, o zaman sen de muhakkak zâlimlerden olursunuz.

146- Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir grup, hiç şüphesiz, bildikleri halde hakkı gizlerler.

147- Hak, Rabbinden (gelen)dir. O halde sakın şüphe edenlerden olma!

148- Herkesin, kendisine yöneldiği bir yönü (kıblesi) vardır. O halde siz de hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız, Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

149- Her nereden (yolculuğa) çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Şüphesiz bu (emir), Rabbinden (gelen) mutlak bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

150- (Evet Peygamberim!) Her nereden (yolculuğa) çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de nerede olursanız yüzlerinizi o tarafa çevirin ki, aralarından zulmedenler hariç, insanların size karşı bir delilleri olmasın. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da hidâyete eresiniz.
RAPAEL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bu konunun kısa yolunu aşağıdaki sitelere ekleyebilirsiniz.


Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kuran-ı Kerim Bakara Suresi'nden Bazı Ayetlerin Türkçe Meali 'BERRAK Dualar ve Sureler 9 04-07-2012 00:37
Bakara Sûresinin Meâli (1-101 Ayetler) Destina Dualar ve Sureler 0 06-01-2012 10:36
Kadr suresi arapça ve türkçe meali - Łєоиα. Dualar ve Sureler 0 23-08-2011 12:32
Bakara Süresi » Rєиgαгєик « A-B-C-Ç 0 12-08-2011 16:23
tin suresi ve meali Yavuz İslam ve Din Bölümü 0 06-07-2011 19:00


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:10.


istanbul escort

Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0 ©2011, Crawlability, Inc.


Forum Sitemizde,5651 Sayılı Kanun'un 8. Maddesine ve T.C.K'nın 125.Maddesine Göre Bütün Üyelerimiz Yaptıkları Paylaşımlardan Sorumludur.Site Hakkında Yapılacak Tüm Şikayet,öneri vb işlemler için İletişim Adresimizden Bize ulaşabilirsiniz.

"Tapımızda (Yolumuzda) Riyazat yok; Burada hep Lütuf var, Bağış var. Hep Sevgi, Hep Gönül Alış, Hep aşk hep Huzur var Burada."
''Mevlana''